Rahat bırakın bizi bari ölürken

Rahat bırakın bizi bari ölürken

Beton bloklar arasında sıkışıp can verdiğinde, bir tek eli kaldı dışarıda 15 yaşındaki Irmak’ın. Hiç bırakmadı o eli babacığı. Nasıl ayrılırdı ciğerparesinden Maraşlı Mesut Hançer. Avuçlarında yavrucağının eli, çöktü enkazın başına. Yıkılan evi değildi sadece. Tüm dünyası, hayalleri, kızıyla kurduğu düşler de iki büklüm oturduğu bu harabede başına çöktü.

Depremin vurduğu tüm şehirlerde bu hüzün dolu hikâyeler var. Ağıtlar feryatlara, dualar gözyaşlarına karışmış durumda. Onlar orada, biz burada öldük. Uzmanların, siyasilerin, rakamların ekranları doldurduğu yerde, duygusuz bilgelerin soğuk sözleri karşısında daha da üşüdük.

Fakat hiçbir şey enkazımız üzerinde tepinen politikacılar kadar acıtmadı içimizi. Ağıtlarımızda hoyratça dans ettiler. Bir hayat umudu gördüğümüzde şükrümüzü gösterdiğimiz tekbirlerimizi doladılar dillerine. Bu kadar mı uzaktılar bu milletin değerlerine. Haçlılar bile böylesi nefret etmedi bizden. Rahat bırakın bizi bari ölürken.

Halep’in, Hama’nın, Rakka’nın 12 yıllık savaşta başına gelenler 1 dakika içinde 10 şehrimizde geldi başımıza. Üzerimize varil bombaları yağdı adeta. Şimdi Maraş’tan yükselen baharat kokularının yerini kesif bir duman kokusu aldı. Çan seslerinin ezanlara karıştığı Hatay’da artık ölümün nefesi kol geziyor.

Fakat yine bırakmıyorlar yakamızı. Yıllardır ülkede ırkçı nefret hortlasın diye gece gündüz çalışan bir gulyabani, sadece Ak Partililerin olduğu enkazda çalışma yapıldığını söylemiş bozgunculuğu habercilik sanan aşağılık bir çukurda. Hayır, gerek yok Ak Parti Adıyaman Milletvekili Yakup Taş’ın, Kahramanmaraş Kadın Kolları Başkanı Gül Okur, eşi ve kızının enkazda can verdiğini söylemeye. Duymaz onların kulakları. Dertleri gerçeği duymak değil ki, fitne çıksın, millet birbirine düşsün ister onlar.

Esad’ın bombalarından kaçıp sığındıkları ülkemizde, depremde can veren Suriyelilere düşmanlık etmekten dahi vazgeçmediler. Evi yıkılan mültecinin oturduğu çadırlara bile göz diktiler. Oysa tam da anlamamız gereken zaman değil miydi şimdi, yaşadıkları acıyı. ‘Defolup gitsinler’ dedikleri Suriye’nin şehirlerini görmek isteyenler komşusu Hatay’a Gaziantep’e baksınlar. Acılarımız bile yoldaş oldu artık. Üstelik depremin vurduğu ve 3 binden fazla cesedin çıktığı İdlib’i Esad canisi hâlâ bombalamaya devam ediyor. Bırakmıyor ki, cenazelerini kaldırsın Suriyeliler.

Yeter artık. Susun.

Bizimle dayanışmayacakmış ana muhalefetin lideri. Ne zaman bu milletin yaralarına merhem oldu ki? 99 depreminde gönüllü hizmet eden doktorların hemşirelerin başörtüsüne bile tahammül edemeyenlerin bugün acılarımızı yüreğinde hissettiğini mi sanıyorsunuz?

Bu kara günde dahi fitne çıkartmak peşinde koşanları, üç beş oy almak için Anadolu’daki son 500 yılın en büyük depreminde devletimizi aciz göstermeye çalışanları, ülkenin dört bir yanından akın edip gece gündüz çalışan 120 bin insanı ayrıştırmak isteyenleri Allah’a havale ediyoruz. Hüznümüzü kalbimize gömüp, yaramızı saracağız. Bizi rahat bırakın.

Bu enkazdan birbirimize sarılarak çıkacağız. Sıcak bir battaniye gibi örteceğiz üzerimize Anadolumuzu. Gözyaşlarımızı ilaç niyetine akıtacağız birbirimizin omzuna. Dualarımızda teselli bulacağız. Biz her renkten, her dilden çocuklarıyız vatan bildiğimiz bu toprağın. Kem sözlerinizi de alın, bizi rahat bırakın.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Would you like to receive notifications on latest updates? No Yes